29 Mayıs 2012 Salı
günlük 11
Sevgili günlük, bugün yine saçma bir hüzün var, beyin kıvrımlarından kalbime akan bir hüzün. O kadar ki başlığın bile yok. Evet, finallerim bitti. Esasında bu yazıyı hohohoo finallerim bitti, gelecek dünya kediler gününe kadar bu kadar mutlu olamayabilirim diyerek içerikletecektim. Lakin ikinci sınıfı bitirdim, mezuniyetim ufukta ve mezuniyetin belirsizliği, ayrılığın hüznü oturdu içime nedense. Bunun adını ileri hissedicilik koyarsak hoş olabilir mi dersin? Bir de günlük beni kimse beklemedi, sınavım geç bitti ve bütün yakın arkadaşlarım gitmişti, beni kimse beklemedi günlük. Yeri gelince de ne sevilen bir insan olduğumun havasını atarım. Acı bir şey farkettim birkaç dünler öncesi, benim hiç dostum yok. Benim yakın arkadaşlarım var, her biriyle paylaştıklarım farklı farklı. Ama her şeyi paylaşabildiğim, yanında rahatça saçmalayabildiğim, pek sık görüştüğüm, görüşmesem bile beni düşündüğünü bildiğim birisi yok. İnsan dört ay göremeyeceği birisine sarılmayı çok istemeli bence. Biliyorum sevmediklerinden değil ama seviyor da değiller. Belki biraz büyürsem, biraz daha tumturaklı yazmayı becerebilirim.
Etiketler:
bir klasik: kedinin hüznü,
finaller,
tumturaklı,
çirkin yazı
| Tepkiler: |
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Bizim Küçük Oyunlarımız
Düşünmeyeli ne çok zaman akmıştı, hayatını, başka hayatları, sönmek zorunda kalmış umutları, ilgisiz zamanları, sevginin kaynağını, düzenle kaosu birlikte ve apayrı düşünmeyeli, kelimelerin eş anlamlılarını, kökenlerini,cümlelerdeki paradoksu, ironiyi ya da yalınlığı düşünmeyeli. Ve hatta kendi eylemlerini düşünmeyeli. Aslında onlara eylem demek ne cüretkar bir ifade olur, bir alışkanlıktan, dürtüden, zevk avcılığından başka bir şey kalırmış gibi geride. Kandır kendini.
İnsan konuşuyordu sevgisiz, iyiliksiz, kendinden başkasına yaramayan bir neşeyle. İnsan çok şeyler anlattığını sanıyordu, tek şey anlatıyordu. İçinde bu kadar çok şey barındırdığını iddia ederken, parçaları birleştirdiğini farketmiyordu. En sonunda o çok çeşitli şeyler, birbirine yaklaşacak, renkleri karışacak, ortada bir bulamaç kalacaktı, midesi bulandı.
Sonra düşündü yazar, pek farklı olmadığını düşündü. Farkındalığın fark oluşturduğuyla avutmuştu kendini hep. Ama değişim kafadan dışarı çıkmalıydı, bırak düşünceleri, kelimeleri bile aşmalıydı, hareketler olmalıydı değişim, ve sonra hareketler de değişmeliydi.
Geleceğe not: çizgi film suratlı kıza ithafen.
İnsan konuşuyordu sevgisiz, iyiliksiz, kendinden başkasına yaramayan bir neşeyle. İnsan çok şeyler anlattığını sanıyordu, tek şey anlatıyordu. İçinde bu kadar çok şey barındırdığını iddia ederken, parçaları birleştirdiğini farketmiyordu. En sonunda o çok çeşitli şeyler, birbirine yaklaşacak, renkleri karışacak, ortada bir bulamaç kalacaktı, midesi bulandı.
Sonra düşündü yazar, pek farklı olmadığını düşündü. Farkındalığın fark oluşturduğuyla avutmuştu kendini hep. Ama değişim kafadan dışarı çıkmalıydı, bırak düşünceleri, kelimeleri bile aşmalıydı, hareketler olmalıydı değişim, ve sonra hareketler de değişmeliydi.
Geleceğe not: çizgi film suratlı kıza ithafen.
Etiketler:
apathy,
değişim,
düşünmeyeli,
eylem,
farkındalık,
çizgi film suratlı kız
| Tepkiler: |
18 Mayıs 2012 Cuma
günlük 10 (hırçınlık)
http://www.flickr.com/photos/superfi/382149479/ by fee
Şu dertsiz hayatımda nasıl bu kadar derbeder hale gelmeyi başardığımı anlayamıyorum günlük. Bir koltuğun kenarında yastığa yaslanıp çocukluğuma dönesim, bütün suçu çocukluğuma atasım, dahası hep o halde kalasım var. Sanırım sorumluluktan kaçıyorum. Evet keşke her şey o kadar kolay olsa. Bak bu cümleyi de çift anlamlı kullandım. Yani koskocaman bir cümleyi birden fazla anlama getirmek nasıl bu kadar kolay ve bir o kadar karmaşık oluyor, zaten hep büyüdüğünde yapıyorsun böyle yasak şeyleri.
Ne çok soruyorsun günlük. nasılsın? hep aynıyım hep aynı. Nasıl bir cüretle hep aynı olduğunu iddia eder ve bilmediğini bile bile "bildiğin gibi" der bir insan şaşakalıyorum. Oysa ben üperik* hayatımın detaylarından seni nasıl mahrum edebilirim. Beynimde kompleks üreten makinalar harıl harıl çalışmaktalar ve hayatımı annemden aldığım akıl parçalarıyla idame ettiriyorum. "Aklımı kesip aklına koyuyorum, hala..." Bu da bizim dünyamız, küçük müçük idare et. Essay yazarken son paragrafı uzatıp gerekli sözcük seviyesine ulaşmak için kalıp bir sonuç cümlesi kullanırdım, on altı kelimeyi birden kotarırdım. Gece gece eski essayleri döktürdün ya bana günlük, ne diyim. Yukarıda söz edilen tüm faktörleri göz önünde bulundurduğumuzda, güvenli bir şekilde şu sonuca varabiliriz ki bir tatlı huzur almaya geldim kimse satmadı, sebebi bu bütün hırçınlığımın.
*gerçekten böyle bir kelime olduğuna inandın mı? var olsa hoş olabilirdi bence. şu an yaptığım da yüz karartıcı bir görmezlikten gelme olabilir, yanisi aslında var olabilir. bir şeyin yokluğu değil varlığı kanıtlanır nitekim.
Sonradan fark edilen şeysin notu: Topu topu 225 –iyi tutturmuşum-
kelimelik yazımda 5 kere kullanmak suretiyle “nasıl” rekorunu kırmış
bulunuyorum. Bu rekoru nasıl kırdın diyenlere iyi bir başlangıç yaptıklarını salık
veriyor, aynen devam etmeleri öğütlüyorum. Yüksek meraklarınız üzerine açıklama
yapma ihtiyacı hisseder, hayatımın niteleme sıfatlarıyla sorunlarım
olduğunu itiraf ederim.
ha-ha gülmeyenler için pek sonradan gelen güncelleme: İnsan gülsün diye yazmıyoruz bunları günlük, yanılıyorlar. -bürünülmesi gereken duygu parçası: anlaşılamamış olmanın verdiği hüzün-
ha-ha gülmeyenler için pek sonradan gelen güncelleme: İnsan gülsün diye yazmıyoruz bunları günlük, yanılıyorlar. -bürünülmesi gereken duygu parçası: anlaşılamamış olmanın verdiği hüzün-
Etiketler:
aynılıklar,
derbeder,
essay,
kedinin akıl parçacıklarını verimli kullanamaması sorunsalı,
nasılsın,
varlık yokluk,
çocukluk,
üperik
| Tepkiler: |
15 Mayıs 2012 Salı
Dönüşüm by kafkedisi- part 2
part 1 için tıktıkla
Kapı aralığından usulca geçen zaman sonunda, ailesi poğaçayı kabullendiler. Hem poğaçayı kim sevmez ki? Poğaça da durumunu kabullenmişti. Hep demez miydi sürekli kilo vermesini telkin eden annesine, şişman ve mutlu olacağım diye. İşte şişman, mutlu ve poğaçaydı, Combo!! diye bağırdı. Annesiyle çıkıp alışveriş yaptılar, malum büyük beden kıyafet bulma sorunundan dolayı kafasına pek uyan şeyler bulamasa da absürt parçaları bir araya getirerek kendine has bir tarz oluşturmuştu bile.
Okula gittiğinde arkadaşlarına kendini tanıtması gerekti, ne de olsa kediden poğaçaya sıçrayış, hayal gücüne muhtaç bünyeler için kavranması güç bir mesafedir. Arkadaşları biraz yadırgadılar en başta, zaman geçtikçe kimisi iyi yürekliliği ve ayrımcılığa karşı olması sebebiyle, kimisi gerçekten eski kedi yeni poğaçayı sevdiğinden dolayı, kimisi de bir poğaçayla arkadaşlık yapmanın avantajlarını göz önünde bulundururak ona iyi davranmaya başladı. Her ne kadar arada bir aç bünyeler tarafından kovalansa da, çok geçmeden bu sorunu da çözümledi. Kendisini kovalayan, onunla dalga geçen insanlara karşı ezik poğaça rolü yapıyor, iyice üzerine doğru geldiklerinde kendini yere atarak üzerlerine bir gölge gibi iniyordu. Yumuşak bir yapıdan oluştuğu için kendisi hiç zarar görmüyordu. Eskisine oranla epeyce popüleritesi artmış, adeta bir müze parçası haline gelmişti diyebiliriz. Hatta arkadaşları hoşgeldin poğaça demek için sürpriz poğaça oluş günü partisi düzenlediler.
Ancak poğaçanın hayatında ufak tefek sorunlar da vardı pek tabi. Ailenin en küçüğü olduğundan ekmek alma görevi onundu ancak fırına gittiğinde undaşlarını görmenin ona tahammülü zor bir acı verdiğini farketti. Poğaça kardeşlerinin yabancı midelere yapacakları zoraki ve çetin yolculuğu düşündükçe susamları ürperiyor, haline şükrediyordu. Duygularını ailesiyle paylaştığında, ekmek alma görevi bir büyük kardeşine geçirildi ve ekmekten vazgeçemeseler de herkes onun yanında poğaça yememeye dikkat etmeye başladı.
Zaman zıplayarak uzaklaşıyordu, insanlar komşunun bahçesine kaçırdıkları topu aramakla meşguldü. Poğaça sıradışı dünyasında, aslında olması gerekmeyen olması gerekenleştirdiklerimizi sorguluyordu. Ani bir kararla dünya turuna çıkmaya karar verdi tanımak için adını telaffuz dahi edemediği diyarları, görmek için varlığından habersiz kaldığı yüzleri ve adımlarından tecrübe damıtmak için. Bir gün sırtında çantası çılgın bir poğaça görürseniz yollarla dost, ona sarılın!(sonu biraz aceleye gelmiş gibi oldu ama olsun sarılmak güzeldir.)
Kafkaya not: Evet uzaktan bakınca biraz araklama gibi gözüküyor olabilir ama itiraf et Kafka, benimki daha güzel oldu. Bir kere eylem var, bu hikayenin filmini çekecek olsak, seninkinde böceğin teki bir odada tıkılıp kalıyor, benimkinde görkemli bir poğaça dünya turuna çıkıyor. Ayrıca benim hikayemde, poğaça kendini sorguluyor ve cevabını buluyor, değiştiremediği şeyleri kabulleniyor ve kendini topluma kabul ettirmeyi de biliyor. Evet dünya kötü Kafka, insanlar da içlerinde azman bir hayvan taşıyor ama aynı zamanda insan öyle bir şey ki küçük küçücük güzellikleri görebiliyor, miniminicik mutlulukları avuçlarında biriktiriyor. Kenarında yürümek zorunda kaldığı bataklık, onu içine çekmek için can atsa da üzerindeki çamur izlerini temizlemeye niyet edebiliyor (olumluluk fışkırması)
Son söz: Bu öykü sabahların acelesinde yediğiniz poğaçadan ısıracağınız lokmalarda yaşayacak (beni unutmayın diyen yazar)
Kapı aralığından usulca geçen zaman sonunda, ailesi poğaçayı kabullendiler. Hem poğaçayı kim sevmez ki? Poğaça da durumunu kabullenmişti. Hep demez miydi sürekli kilo vermesini telkin eden annesine, şişman ve mutlu olacağım diye. İşte şişman, mutlu ve poğaçaydı, Combo!! diye bağırdı. Annesiyle çıkıp alışveriş yaptılar, malum büyük beden kıyafet bulma sorunundan dolayı kafasına pek uyan şeyler bulamasa da absürt parçaları bir araya getirerek kendine has bir tarz oluşturmuştu bile.
Okula gittiğinde arkadaşlarına kendini tanıtması gerekti, ne de olsa kediden poğaçaya sıçrayış, hayal gücüne muhtaç bünyeler için kavranması güç bir mesafedir. Arkadaşları biraz yadırgadılar en başta, zaman geçtikçe kimisi iyi yürekliliği ve ayrımcılığa karşı olması sebebiyle, kimisi gerçekten eski kedi yeni poğaçayı sevdiğinden dolayı, kimisi de bir poğaçayla arkadaşlık yapmanın avantajlarını göz önünde bulundururak ona iyi davranmaya başladı. Her ne kadar arada bir aç bünyeler tarafından kovalansa da, çok geçmeden bu sorunu da çözümledi. Kendisini kovalayan, onunla dalga geçen insanlara karşı ezik poğaça rolü yapıyor, iyice üzerine doğru geldiklerinde kendini yere atarak üzerlerine bir gölge gibi iniyordu. Yumuşak bir yapıdan oluştuğu için kendisi hiç zarar görmüyordu. Eskisine oranla epeyce popüleritesi artmış, adeta bir müze parçası haline gelmişti diyebiliriz. Hatta arkadaşları hoşgeldin poğaça demek için sürpriz poğaça oluş günü partisi düzenlediler.
Ancak poğaçanın hayatında ufak tefek sorunlar da vardı pek tabi. Ailenin en küçüğü olduğundan ekmek alma görevi onundu ancak fırına gittiğinde undaşlarını görmenin ona tahammülü zor bir acı verdiğini farketti. Poğaça kardeşlerinin yabancı midelere yapacakları zoraki ve çetin yolculuğu düşündükçe susamları ürperiyor, haline şükrediyordu. Duygularını ailesiyle paylaştığında, ekmek alma görevi bir büyük kardeşine geçirildi ve ekmekten vazgeçemeseler de herkes onun yanında poğaça yememeye dikkat etmeye başladı.
Zaman zıplayarak uzaklaşıyordu, insanlar komşunun bahçesine kaçırdıkları topu aramakla meşguldü. Poğaça sıradışı dünyasında, aslında olması gerekmeyen olması gerekenleştirdiklerimizi sorguluyordu. Ani bir kararla dünya turuna çıkmaya karar verdi tanımak için adını telaffuz dahi edemediği diyarları, görmek için varlığından habersiz kaldığı yüzleri ve adımlarından tecrübe damıtmak için. Bir gün sırtında çantası çılgın bir poğaça görürseniz yollarla dost, ona sarılın!(sonu biraz aceleye gelmiş gibi oldu ama olsun sarılmak güzeldir.)
Kafkaya not: Evet uzaktan bakınca biraz araklama gibi gözüküyor olabilir ama itiraf et Kafka, benimki daha güzel oldu. Bir kere eylem var, bu hikayenin filmini çekecek olsak, seninkinde böceğin teki bir odada tıkılıp kalıyor, benimkinde görkemli bir poğaça dünya turuna çıkıyor. Ayrıca benim hikayemde, poğaça kendini sorguluyor ve cevabını buluyor, değiştiremediği şeyleri kabulleniyor ve kendini topluma kabul ettirmeyi de biliyor. Evet dünya kötü Kafka, insanlar da içlerinde azman bir hayvan taşıyor ama aynı zamanda insan öyle bir şey ki küçük küçücük güzellikleri görebiliyor, miniminicik mutlulukları avuçlarında biriktiriyor. Kenarında yürümek zorunda kaldığı bataklık, onu içine çekmek için can atsa da üzerindeki çamur izlerini temizlemeye niyet edebiliyor (olumluluk fışkırması)
Son söz: Bu öykü sabahların acelesinde yediğiniz poğaçadan ısıracağınız lokmalarda yaşayacak (beni unutmayın diyen yazar)
Etiketler:
absürt,
combo,
dünya turu,
hayalperest kedi,
poğaça oluş günü partisi,
undaşlar,
zıplayan zaman,
çılgın poğaça
| Tepkiler: |
13 Mayıs 2012 Pazar
günlük 9 (yenibiblog)
günlükçük -gittikçe küçülüyorsun o bakımdan-
gittim yeni bir blog açtım, çok heycanlı uuuu. orada daha gerçek ve içten olmaya karar verdim, büyük kararlar! umarım burayı unutmam, çünkü seviyorum.
gittim yeni bir blog açtım, çok heycanlı uuuu. orada daha gerçek ve içten olmaya karar verdim, büyük kararlar! umarım burayı unutmam, çünkü seviyorum.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
günlük 8 (müjde)
Sevgili günlük,
Blogumun sayfa görüntülemesi 2012'e ulaştı. Bu sayının yarısına yakınını benim tıktıklarım oluştursa da mutluyum. Çünkü 2012'yi severim, yaşadıklarımın tatlı birikmişliğini kucaklarken, aynı zamanda gelecek güzel günlerin umudunu taşıyor. İkibinoniki bugün gibi.
Blogumun sayfa görüntülemesi 2012'e ulaştı. Bu sayının yarısına yakınını benim tıktıklarım oluştursa da mutluyum. Çünkü 2012'yi severim, yaşadıklarımın tatlı birikmişliğini kucaklarken, aynı zamanda gelecek güzel günlerin umudunu taşıyor. İkibinoniki bugün gibi.
8 Mayıs 2012 Salı
Kimsesiz Mektuplar 3- java kitabıma
Sevgili Java kitabım,
Çok şekersin. En sevdiğim ders kitaplarından birisin. Okurken su gibi akıyor bilgiler beynime ve sayfalar alelacele katlanıyor birbirinin üstüne. Zıplayan toplar, tic tac toe'lar, adam asmacalar yapıyoruz seninle birlikte. Çizgiler, butonlar, metinler ve renkler. Doğru parçaları birleştirirsek uçan halı bile yapabiliriz bence. Ve seni okurken gofret yiyorum genelde. Ki ben gofretimi herkesle paylaşmam bilirsin.
Ancak bir maruzatım olacak. Bu kadar kocaman olmak zorunda mısın? Derli toplu olman hoş tabi. Aradığımız her şeyin tek bir başlangıç ve tek bir sonu olması. Şu dünyanın gerçeklik düzleminde alışılmadık bir yekpare oluş. Ama bir düşün, önünde keşfedilmeyi bekleyen yeryüzünü, gökyüzünü, birbirinden değişik insanların yüzünü. Seni park bahçe, sıra masa gezdiririm. Bir kitaplık rafına tıkılmışlığın dolup taşan sıkıntısı, buhar olup uçuşur.
Ben isterim ki, çalışmam gereken üniteler, ihtiyacımın yoğunluğuyla özgürlüklerine kavuşsun, dağılsın parmaklarıma, sığsın çantama. Ve dahi bir göz hareketimle, açılsın sayfalar. Kodlardan masallar kur, çalıştır ve anlat bana geceleri. Bu mektubun biraz daha uzaması halinde, hayal gücümün derinliklerinde kaybolmandan korkar, gözlerinden öperim.
Gönderen: Kedinin emektar omuz ve sırt ağrıları ve ağrıların çocukları ah uh sesleri
Alıcı: Tam adı "Introduction to Java Programming" olan Java Kitapçığım (çık şüphesiz bir sevgi eki olup, kesinlikle küçültme eki olarak kullanılmamış olduğu ekteki belgelerden de rahatlıkla anlaşılabildiği üzere; ekteki belgeler
Bahsi geçen tictactoe'lar ve bahsi geçmeyen arabalar
Çok şekersin. En sevdiğim ders kitaplarından birisin. Okurken su gibi akıyor bilgiler beynime ve sayfalar alelacele katlanıyor birbirinin üstüne. Zıplayan toplar, tic tac toe'lar, adam asmacalar yapıyoruz seninle birlikte. Çizgiler, butonlar, metinler ve renkler. Doğru parçaları birleştirirsek uçan halı bile yapabiliriz bence. Ve seni okurken gofret yiyorum genelde. Ki ben gofretimi herkesle paylaşmam bilirsin.
Ancak bir maruzatım olacak. Bu kadar kocaman olmak zorunda mısın? Derli toplu olman hoş tabi. Aradığımız her şeyin tek bir başlangıç ve tek bir sonu olması. Şu dünyanın gerçeklik düzleminde alışılmadık bir yekpare oluş. Ama bir düşün, önünde keşfedilmeyi bekleyen yeryüzünü, gökyüzünü, birbirinden değişik insanların yüzünü. Seni park bahçe, sıra masa gezdiririm. Bir kitaplık rafına tıkılmışlığın dolup taşan sıkıntısı, buhar olup uçuşur.
Ben isterim ki, çalışmam gereken üniteler, ihtiyacımın yoğunluğuyla özgürlüklerine kavuşsun, dağılsın parmaklarıma, sığsın çantama. Ve dahi bir göz hareketimle, açılsın sayfalar. Kodlardan masallar kur, çalıştır ve anlat bana geceleri. Bu mektubun biraz daha uzaması halinde, hayal gücümün derinliklerinde kaybolmandan korkar, gözlerinden öperim.
Gönderen: Kedinin emektar omuz ve sırt ağrıları ve ağrıların çocukları ah uh sesleri
Alıcı: Tam adı "Introduction to Java Programming" olan Java Kitapçığım (çık şüphesiz bir sevgi eki olup, kesinlikle küçültme eki olarak kullanılmamış olduğu ekteki belgelerden de rahatlıkla anlaşılabildiği üzere; ekteki belgeler
![]() |
| Mutlu mesut yaşamakta olan 1366 sayfa, balkondan aşağı sarkan rengarenk çocuk kağıtlar ve kalemliğin görkemli gölgesinin bir parçası |
![]() |
) |
Etiketler:
bu da böyle bir anımdır,
cs112,
farklı bir tür: inek kedi,
gofret,
ilham dolu tuhaf uyum,
java,
kalemlik,
kod,
tic tac toe
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Powered by Blogger.




